2009.04.29 PART 1

2009.04.29~ Lee Jun Gi Golden Fishery Talkshow PART 1














GOLDEN FISHERY TV SHOW (2009) BÖLÜM 135
Bugün 11 milyondan fazla seyircisi olan aktörü ağırlıyoruz.
Asya ‘da Çiçek Çocuk Sendromunu başlatan adam.
Sahneye ilk çıkışından bu yana ilk kez bir talk show ‘a konuk oluyor.
Özel ve gizemli bir adam.
JG: Burası Oynak Guru ‘nun mekanı mı ?
S: King’s Man ile bütün kadınların kalbinde taht kuran 10 milyon izleyicisi olan ilk aktör burada, Lee Jun Gi !
S: Seni gördüğüme memnun oldum Lee Jun Gi. Ben buradayım. Sen orada mısın ? ( Sunucu, Kralın Adamı filminin bir sahnesini taklit ediyor. )
JG: Ben korktum !
S: Biraz heyecanlı mısın ? Bak nasıl da elleri titriyor. Gerçekten heyecanlı mısın ?
JG: Buradaki ortamdan çok etkilendim.
S: Hadi canım! Sen 10 milyon izleyicisi olan aktörsün.
JG: Başlangıçta beni kaldırıp yere fırlattın sonra da epey bağırış çağırış oldu. Ördek ve domuz taklidi gürültü oldu.
***
Ördek v.s. sesleri…
***
S: Talk show ‘lara katılmayacağını söylemiştin. Bizimle konuşmak istediğin nedir ki buraya geldin ?
JG: Sorun şu ki ben çok açgözlüyüm. Bu yüzden zor bir hayat yaşıyorum. İnsanlar bana böyle söylüyorlar.
S: Hangi konuda açgözlüsün ?
JG: Sanırım biraz sapıtığım.
S: Nasıl yani !?
JG: Çok aşırı çalışıyorum. Aksiyon sahnelerinde biraz daha yuvarlansam, biraz daha zarar görsem diye çok heyecanlanıyorum. Bu açgözlülük olarak mı değerlendirilir yoksa ben garip miyim, emin değilim.
S: Dublör kullanmaman konusunda basın çok konuştu, bu konu üzerinde çok duruldu.
JG: Evet.
S: Dublör kullanmadığın için başına neler geldi ?
( NBS Drama, Time Between Dog and Wolf )
JG: Ben bir arabadaydım ve kamyon yaklaştığı zaman direksiyonu kırıp korkuluklara çarpmam gerekiyordu. Bunun için gereken bazı hareketler vardı. Dublör kullanmadan kendim yaparım, dedim. Yaptım da.
Sonra görevlilerden biri gelip ” Jun Gi, iyi misin, her şey yolunda mı? ” diye sordu. Ben de ” İyiyim, benim için endişelendiğiniz, beni düşündüğünüz için teşekkür ederim.” dedim.
Sonra gidip direksiyonu çıkarttı. Neden aldığını sordum. Sahneyi kendim yaptığıma göre yüzümün gözükmesi gerekiyormuş.
Ondan sonra hava yastığını çıkarttı. Hava yastığı aksiyon sırasında şişerse sahneyi baştan çekmek zorunda kalırmışız.
Bunu beklemiyordum ama yine de olsun dedim, sahneyi oynadım. Ama ürktüğüm için kamyondan sıyrıldığım anda frene yüklendim. İki, üç çekimden sonra benim için endişelendiklerini söyleyen insanlar, bana, Jun Gi, haydi haydi, diye bağırmaya başladı. Bir sonraki sahneyi çekmek için acele etmek zorunda olduğumu söylüyorlardı.
Ben de dişimi sıkıp, yaptım. Sonunda sıyırmak yerine direk üzerine sürdüm. Şoke olduğum için mi bilmiyorum ama sonuç olarak o sahne çok başarılı gözüktü çekimlerde.
S: Eminim oyunculuğun çok iyiydi.
JG: Evet, bu sahne en iyilerden biri olarak seçildi.
S: Zaten hayatını koymuşsun ortaya !
( TBDW dizisindeki kaza sahnesini izliyorlar. )
S: Cidden çok güzel bir yüzün var. Ama ellere bak ! Burada bir çizik, burayı da morartmışsın.
JG: Bütün vücudum böyle aslında.
S: Yani açgözlülüğün yüzünden bedenine çok yüklendiğini ve hayatının bu yüzden çok yorucu olduğunu söylüyorsun. Yapacağın şeyler için çok endişelenme eğilimin var değil mi ?
JG: Evet. Doğru yapmak konusunda çok endişeleniyorum.
( Sonra başka bir program hakkında konuşuyorlar.)
***
Şimdi harika aktör Lee Jun Gi ‘yi incelemeye başlıyoruz.
17 Nisan 1982 doğumlu.
10 milyon izleyiciden fazlasına ulaşmış. ( 12 milyon 300 bin )
Flower Boy için asıl modellerden biri.
Ülkemizdeki erkekler tarafından en az hoşlanılan erkek.
20 yaşında Busan ‘dan Seoul ‘e parasız olarak geldi.
Katıldığı seçmelerde başarısız olarak uzun zaman aç kaldı.
Sunucu, aç hayat, diye dalga geçiyor.
***
Bir sürü garip işte çalıştı.
2004 ‘de Hotel Venüs filmi ile ilk çıkışını yaptı. Sonra What Should I Do ve Ballet Boys dramalarında oynadı.
2005 ‘de King Man ‘da güzel, hoş görünümlü bir akrobatı oynadı ve bu da 12 milyon kişiyi filme sürükledi. Bütün “Çıkış Yapan Aktör” ödüllerinin hepsini aldı ve “Çiçek Çocuk” sendromu için 2006 ‘da model oldu. Aynı zamanda CT ‘nin kralı oldu. Ama bir içecek reklamıyla anti fanlardan bir ordu yarattı. ( Reklamı görüyoruz.) Ancak bu reklamdan 10 milyar won para kazanmış durumda.
2006 ‘da haberciler tarafından en az sevilen kişi sıralamasında birinci seçildi. En kibirli ünlü sıralamasında birinci seçildi.
Sonraki filmleri Virgin Snow ve Fly Daddy, başarısız oldu. Popülerliği biraz azaldı. Ama daha sonra Time Between Dog And Wolf ve Ilcime ile yeniden rekorlar kırmaya başladı.
2007 ‘de MBC Mükemmellik Ödülünü kazandı.
2008 ‘de SBS En Popüler ve En İyi Oyuncu Ödüllerini kazandı.
Yolculuğunda birçok engelle karşılaşsa da kendini iyi bir aktör olarak kanıtladı. Her rolüne tüm gücüyle odaklanıyor ve hayatını ortaya koyuyor. Sürekli bir sonraki proje için endişelenirken açgözlü !
( İçecek reklamıyla ilgili parodi.) ( Eğer ben daha güzel olursam Jun Gi ne yapacak ? Mi Nam, Jun Gi ‘yi ölümüne seviyor.)( Nar suyu reklamı.)
S: Yani böyle bir gösteri nasıl taşlanmasın !
***
( Yine başka bir programla ilgili konuşuyorlar.)
***
Jun Gi ‘nin Aktör Olma Rüyası Part 1: Garip İşler ve Seçmeler Arasındaki Zaman.
S: Memleketin Busan. Öğrenciyken de aktör olma hayali kurar mıydın ?
JG: Hayır. Aslında bilgisayar programcısı olmak istiyordum. Ancak üniversiteye hazırlanılması gereken yıl bir arkadaşım ” Hamlet ” oyununda oynar mısın ? diye sordu. Kendimi çok kaptırdım ve sonra baktım ve ” Vay canına !” dedim. Gerçekten etraftaki insanları çok etkilemiştim. Bazıları ağlıyorlardı ve ne kadar güçlü bir şey bu, inanılmaz, diye düşündüm.
S: Ve böylece seçmen gereken yolu mu buldun ?
JG: Evet. O anda. O anda rüyam değişti.
S: Birçok anne baba buna karşı gelir.
JG: Evet, onlar da karşı geldiler.
S: Ama sen yeterince inatçı ve güçlüydün.
JG: Evet. Birçok kez babam tarafından dövüldüm. Bu durum ailemi alt üst etti. Aktörlüğü denemek için aileme çok yalvardım. Sonunda kabul ettiler ve bana bir yıl süre verdiler. Bu sürenin sonunda okul için geri dönecektim.
İki ay içinde gruplardan birine girmiştim, onlarla oynamaya başladım. Ancak dışarıda para gerekiyordu. Ben de eğitim paramı kullanmaya başladım! Sonra okul ücretimi neden yatırmadığımı merak ettiler ve babamı aradılar.
Eve geldim. Babam hayal kırıklığına uğramış gibiydi. Masanın üstüne büyük çuvallar koydu. Çuvalların içi bozuk parayla doluydu. Çok travmatik oldu benim için. Parayı bozuk paraya çevirmişti. Onları kaldırdığım zaman ne çok para olduğunu anladım. Birçok şeyi böylece anlamış oldum. Çantaları alıp Hagwon’a geri döndüm.
Halâ bunun ne kadar travmatik bir olay olduğunu unutamıyorum. Babama ne kadar yanlış bir şey yaptığımı o zaman anlamıştım. Benim için büyük bir ders olmuştu.
O zaman ona aktörlük konusunda uzmanlaşmak istediğimi söyledim. O da bana, ne istiyorsan öyle yap, dedi ama para kazanmam gerekiyordu. Ona teşekkür ettim ve öğrenci olarak bir işte çalışmaya başladım. Ama o zamanlar on dokuz yaşında olmadan garson olarak bile çalışamazdınız. Babamın kimliğini alıp üzerinde oynama yaptım.
S: Lee Jun Gi, kendi kendine suçlamada bulunuyor !
10 milyon izleyicisi olan aktör belge taklitçisi mi ??
Buradaki hiç kimse onun yaptığını desteklemiyor. Yorumlar tamamen kendisi tarafından yapılmıştır.
Kendi kendine geçmişteki bir suçunu itiraf ediyor.
S: Ne zamandı bu, on yıldan fazla mı oldu ?
JG: Öyle.
S: O halde zaman aşımına uğramış. MBC ‘deki kimsenin bununla bir ilgisi yok.
Gençler, bu örneği taklit etmeyin.
S: Sonra ne oldu ?
JG: Sonra garson olarak çalışmaya başladım.
( Part Time çalışma başlangıcı.)
300-350 bin won kazandım. Ama notlarım çok iyi değildi ve ben çok yukarıyı hedefliyordum. Çok yüksek seviyeli ve özel okullara başvurmuştum. ( Seoul Üniversitesi gibi.) Buralarda yetenek düzeyiniz çok önemlidir. Giriş sınavlarında çaktım. Babam sadece güldü. Çok şaşırmıştı ve bana ” nesin sen?” dedi.
Girmeye çalıştığım bütün okulların sınavında başarısız oldum. İyi olduğumu sanıyordum. Ben de anlamamıştım olanları. Çok tutkuluydum. Kazanmak için elimden gelen her şeyi yaptım. Kazandığım parayla akrobasi, jimnastik dersleri bile aldım.
Beni arayıp ne hazırladığımı sorarlardı. Ben de kendime güveniyorum, diye bağırırdım. Girişi bu akrobatik hareketlerle yapardım. Dans ederdim, onlar da yeter derlerdi, biraz da oyunculuk görelim. Oyunculuk mu ? Bir dakika lütfen ! Nefesimi ayarlamaya çalışırken ezberimi unuturdum.
S: Kişiliğin halâ çok azimli değil mi ? Bir şova geliyorsun ve insanları güldürmeye devam ediyorsun.
JG: Sonra babama üzgün olduğumu, tekrar denemek istediğimi söyledim. Bana unutmamı ve derslerime çalışmamı söyledi. Ama benim için bunun doğru olmadığını biliyordum. Babamın karşısına çıkacak yüzüm yoktu ama onun istediğini yapmak da istemiyordum. Ben sadece aktör olmanın ne harika olduğunu düşünebiliyordum.
S: Hamlet senin bir parçan olmuş.
JG: Evet, bu yüzden birçok tiyatro oyunu seyretmeye gittim. Aktörlerin nefes alışı bile benim için çok ilginçti. Aktörlüğe hastaydım. Babam için kötü bir evlat da olsam hayallerimin peşinden gitmeliydim. Babama elimden geleni yapmalıyım, deyip Seoul ‘e geldim.
Busan ‘dan tanıdığım biri vardı. Şimdi bir sürü programda Robert Holley, diye geçiyor. Aksanlı Korece konuşan bir yabancı. Sekiz yıl kadar arkadaşımdı. Benden büyüktü ama arkadaşım gibiydi. Busan ‘da bir program yapıyordu. Şimdi bir star. O zamanlar internette konuşmak çok popülerdi. Ben de İngilizce öğrenmek istiyordum, onunla bu şekilde tanıştım. Aile gibiydik.
Seoul’e gelince ona, sende kalabilir miyim ? diye sordum.
S: Kapıyı açıyor ve sen de kimsin ? diyor.
JG: Ben içeri girerken, o, bu nedir ? diye soruyordu.
S: Şimdi kalacak bir yerin var. ( En önemli şey kalacak yerinin olması.)
JG: Robert’in en çok hoşlandığı şey, çok çabalıyor olmamdı. Bana, denemelere gitmeye devam etmemi söyledi. Bana inandı, arkamda olduğunu söyledi. Onunla iki ay kadar kalmış olmalıyım. Epey sorun yarattım yani. Ama o zaman farkında değildim. Nasıl bu kadar düşüncesiz olmuşum gerçekten bilmiyorum. Tek düşüncem seçmelere katılmaktı.
Sonunda benimle uzun uzun konuştu. Ailemin benim için endişelenip endişelenmediğini sordu. Sonra da bana parasal durumundan bahsetti. Ek gelirleri giderek azalıyormuş. Pirinç yapıcıda pirinç bile yoktu. Sadece kimçi vardı.
S: İşleri kesatmış o zaman !
JG: Evet, öyleymiş. Sonunda ben bunu görebildiğimde, işleri onun için ne kadar zorlaştırdığımı anladım. O kadar kötü hissettim ki hemen oradan ayrıldım. Kalacak bir yer aradım. Bundan sonra çalışma hayatımdaki maceralarım başlıyor.
( Bilardo salonu, bira içilen bir barı ve çatı katı olan bir binada işe girmiş.)
İşveren aynıydı ve çalışmaya devam ettiğim sürece çatı katında kalmama izin verdi. Çatı katında kışın borular donardı. Hiç ısınmıyordu. Yazın da bir sürü sıçan ve hamam böceği olurdu. İşten sonra uyumak için gittiğimde, ışığı açtığımda, tavanda koşturduklarını görürdüm. Tavan, hamam böceklerinin çokluğundan kapkara olurdu. Bazen aşağıya da düşerlerdi. Böcekler yüzünden alerji oldum. İki yıl kadar alerji yüzünden çektim.
Ama gerçeği söylemek gerekirse o zaman çok mutluydum. Orası benim için otel odası gibiydi. Şimdi bilardo salonundaki masaları temizlerken ne kadar mutlu olduğuma inanamıyorum. O zaman, çünkü Seoul’deyim, diye düşünürdüm. İşverenim, çok iyi çalıştığımı söylerdi. Garson olarak da çalışabilir miyim ? diye sordum. Aldığım ücret arttığı için çok minnettardım. İyi görünüşlü insanlar genelde müşterilerle ilgilenmek için seçilir. Ben de onlardan biriydim.
S: Bu tür işleri çok yaptın mı ?
JG: Yapmadım. Gururum engel oldu.
( Yazı: Talk Show’a ilk katılışı olmasına rağmen çok iyi uyum sağladı.)
S: Peki işi neden bıraktın ?
JG: Beş ay geçtikten sonra kötü hissetmeye başladım. Rüyam bu değildi. Orada ne aradığımı sorgulamaya başladım. Seçmelere gitmeli, okula girmeliydim. Çok baskı altındaydım. Aileme karşı gelmiştim ve burada çok çalışmak zorundaydım. Ama ne yapıyordum ?
Hafta sonlarında dört, beş kişi, pencerenin yanında oturma ihtiyacı duyardık. Çünkü sürekli çok meşguldük. Müşteriler o koltukları çok beğenirdi. Ama bir masada iki kişi oturuyordu. Onlara dedim ki, biz size ikramda bulunacağız, içeride bir masaya geçebilir misiniz ? Ben bunu sorunca müşteri çok sinirlendi. Çok kötü bir servisimiz olduğunu söyledi. Bana …. dedi. Sonra da işverenimi çağırmamı istedi.
Beni çok sinirlendirdi ve müşteriyle büyük bir kavga ettim. Patron gürültüyü duyup yanımıza geldi. Ben de anlatmaya çalıştım. Bu müşteri, derken patron beni çok sert biçimde tokatladı, dışarı çıkmamı söyledi.
O kadar sinirlenmiştim ki masaları ters çevirip kaos ortamı yarattım. Üstümdeki baskı yüzünden, artık gerçekten sınırıma gelmiştim. Zaten aileme karşı da kötü hissediyordum. Bütün o duygular o anda ortaya çıktı. Elime geçen her şeyi fırlatırken bir yandan da ağlıyordum. İşverenim çok şaşırmıştı. İnsanlar yaralanmıştı.
Sonra çatı katına gittim, halâ ağlıyordum. Sonra yaptıklarım için üzülmeye başladım. O bana bir şans vermişti, bense yaptıklarımla ona zarar vermiştim. Ne kadar çocuksu davrandığımı anladım.
Kovulmuştum ama o hafta çalıştığım saatler için bana ödeme yapmasını istedim.
S: Hiç havalı değil ! Nesin sen ? Etrafa bir şeyler fırlatıyorsun ! Nesin sen ?
JG: Çok çaresizdim.
S: Tabi çaresiz olursun. Paran yok !
JG: Ama patronum gerçekten iyi kalpliydi. Bana 150 bin won verdi. Ona tekrar tekrar teşekkür ettim ve ders çalışacağımı söyledim. O parayla yaşamak zorundaydım. Geriye kalan son paramdı. Çünkü o zamana dek biriktirdiğim tüm para okul ödemelerim içindi.
Böylece işten ayrılmıştım. Elimde yalnızca 150.000 won vardı ve bir ajans aramaya başladım. Sokakta yetenek arayan kuruluşlardan beş tane kart aldım. Onlar bana kartlarını verirlerdi, ben de kendi kendime, herhalde çok yakışıklıyım, diye düşünürdüm. Neden bu kadar zamanımı bir barda garson olarak harcadığımı merak ederdim. Çok heyecanlandım ve hepsini görmeye gittim. Genelde söyledikleri yüzümü ve sesimi beğendikleriydi. Sonuçta aksanımın düzeltilebileceğini ve eğitimden geçmem gerektiğini söylediler. Acemilerin eğitim parasını ödemediklerini belirterek para getirmemi istediler. Yıldız olduğunda her şeyinle ilgileniriz, dediler. Ama başlangıçta benim yapmam gerekiyordu. Genelde 20 milyon won ama benim için 12 milyon wondu. Ailemle konuşup parayı getirmemi söylediler.
S: Sana 8 milyon won indirim yapmış.
JG: Bana indirim yaptıkları için o kadar mutlu olmuştum ki ! Cezbedici çok şey vardı. O zamanlar bu konularda hiçbir şey bilmiyordum. Bu tuzağa düşmememin tek sebebi vardı, param yoktu. Sadece 150.000 wonum vardı. Onların istediği miktara sahip değildim.
S: Paran olsaydı onlara verecek miydin ?
JG: Tabi verecektim. Uzun süredir aramadığım ailemi aramak için telefonumu bir açıp bir kapatıyordum. Onlara, bu benim son şansım, yardım edin, demek için.
S: Eğer dolandırılsaydın baban ne derdi ?
Nesin sen ? Cidden nesin sen ??
JG: Şimdi dolandırıcılık olduğunu biliyorum ama o zamanlar bu ödemeyi yapamadığım için çok pişmandım, yapmam gerekenin bu olduğuna inanmıştım.
S: Jun Gi, bu gerçekten önemli. Aileler için vurgulamak isterim, yasal ajanslık şirketleri yeni başlayan oyunculardan para istemiyor.
S: Sonra ne oldu ?
JG: İnternette araştırma yapıp bir grup insan buldum. Oyunculuk yapmak için toplanıyorlardı ve oyunculuk okullarına girmek amacıyla hazırlanıyorlardı. Aynı hayallere sahip bir grup insan.
Bu son mücadele için artık elimde olan her şeyi yapmak zorundaydım. Eğer seçmelerde, bir kez daha başarısız olursam, babamın istediği şeyi yapacaktım.
Soul Sanat Okulunun denemesine katıldım. Bu sefer de başaramasaydım Busan ‘a geri dönecektim. Ailem benim için iki yıl bekledi.
S: Bu süre içinde hiç eve gitmedin mi ?
JG: Evet, öyle. Çünkü onlarla yüzleşmeye utanıyordum. Hiç eve gitmedim. Bir kere bile !
S: Onları aramadın da !
JG: Aradım, ama nadiren. Çok üzgündüm. Şimdi düşündüğümde ne kadar yanlış olduğumu anlıyorum.
S: Peki okul ne oldu ? Son okul seçmeleri ?
JG: Ekrana bakamıyordum. Bir bilgisayar odasına gittim ve kazananlar…? Benim için kazanmak gibiydi. Ellerimle ekranı kapatıp parmaklarımın arasından baktım ve adım listedeydi. Hemen ailemi aradım. O zaman ailem, iki yıldan sonra, beni ilk kez övdü.
S: Seninle gurur duyuyorlardı !
JG: Artık bir yetişkin olduğumu ve hayallerimin peşinden gidebileceğimi söylediler. Gerçekten başaramayacağıma inandıklarını da söylediler. Ben onların oğlu olmama rağmen !
Sonuçta bu beni gerçekten mutlu etti. Çünkü artık onlara yüzüm kızarmadan bakabilecektim.
[ Yazı : Üniversiteye kabul haberi acı ve zorlukları silip götürdü.]
Busan ‘a gidip yaptıklarımı anlattım. Bu başardığım en büyük şeydi. Harcadığım zamanın sonunda değdiğini hissettim. Sonunda hayallerimin peşinden üniversiteye girdim.
S: Ama bu her şey değildi. Senin rüyan aktör olmaktı.
JG: Evet, öyle.
S: İyi bir şirkete ihtiyacın vardı.
JG: Denemelere devam ettim. 50 kez falan başarısız oldum !
Bana destek olacak birine ihtiyacım vardı. Seçme, deneme fuarı gibi bir oluşuma denk geldim. Orada birçok yapım şirketi ve ajans vardı. Etrafta gezip hepsinin denemelerine katılmak mümkündü.
S: Vay, ne büyük fırsat !
JG: Portfolyomun kopyalarıyla birçok yere başvurmaya karar verdim ve seçmelerine katıldım. Kalıp kalmadığını anında söylüyorlardı. Bütün şirketleri gezdikten sonra geriye bir tek şirket kalmıştı.
Kendimi içeri sokup seçmelere katıldım. Reklam filmi çekiyorlardı. Yeni oyuncu keşfetme amaçları vardı. Seçmelere girerken biraz isteksizdim.
( Tarih : 28 Temmuz 2002 )
Yetkili kenarda duruyordu, kamera ona döndü. Onu, yeni bir aktörün keşfedilmesinden daha fazla mutlu eden bir şey olmadığını söyledi.
[ Ekranda : Jun Gi ‘nin 20 yaşındaki hali.]
Kamera ona bakarken beni çağırdı ve bir kart çıkardı. “Ara beni,” dedi. Kamera bana döndü ve ben, ” Ne ?!” deyip öyle kaldım.
( İlk iş kartını böylece elde ettim.) Onu arayacağımı söyledim ve oradan ayrıldım.
[ Yeterince istersen her şeyi başarabilirsin.]
Program yayınlanınca kaydedip, bir ay boyunca tekrar tekrar izledim. Bu şovda benim olduğum sahneler en iyisiydi. TV de ilk seferimdi.
S: Sonra onlarla ilişki kurdun mu ?
JG: Onlardan hiç ses çıkmadı.
S: Bu da seçmede başarısız olduğun anlamına geliyor.
JG: Ne olduğunu merak ediyordum.
S: Sana kartını vermesinin tek nedeni kameraymış.
[ Ama Lee Jun Gi, bunu bir fırsat kapısı olarak kullandı. Bunu kabul edilme olarak algıladı.]
O parlak ışık yavaş yavaş sönüyordu.
Tekrar bir şans kazanmalıydım, bunun için onları görmeye gittim. Otomatik kapılı, teknolojik bir binaydı. İçeri girdim.
” Randevunuz var mıydı ?”
Olduğunu söyledim.
” Adın nedir ?”
” Lee Jun Gi ”
Deftere baktı.
” Kaydınız gözükmüyor !”
O zaman kartı gösterdim.
” Bu kart benim randevum.”
Sonra menajer gülerek dışarı çıktı.
” Seni hatırlamıyorum ama gel bakalım.” dedi.
Sanırım onu görmeye geldiğim için bu davranışımı iyi karşıladı. Bana, denemeye devam etmemi ve bana uygun bir şey bulursa arayacağını söyledi. Bir ay kadar bekledikten sonra bir telefon aldım. Deneyelim, diyorlardı.
[ Rolüm için yapmayacağım şey yoktur. Ben Lee Jun Gi ‘yim.] [ Ekranda Iljimae görüntüleri.]
S: Araştırmalarımıza göre ilk filminin Kore yapımı olmadığını öğrendik.
JG: Evet, bir Japon filmiydi.
S: Bu çok garip !
[ Garip olan hayat ! Nasıl oldu da ilk (çıkış) filmini bir Japon filmiyle yaptı ?]
JG: Seçmelere gitmeye devam ettim. Seçmelerde başarısız olmaya da devam ettim. Menajer, benim portfolyomu oradan oraya götürmeye devam ediyordu. Neden Jun Gi için güzel bir şey olmuyor, diyordu sürekli.
Sonra portfolyomu masaya bıraktı. O sırada Japonya ‘dan bir yönetmen, aktör seçmek için gelmişti. O anda içeri girdi. Benim orada duran portfolyomu alıp ne olduğunu sordu.
S: Nesin sen ? Nesin sen ? Nedir bu uyduruk hikaye ?
JG: Doğru ama ! Yönetmen Asyalı yüz özelliklerimden hoşlandı ve beni kullanmak istediğini söyleyip, gitti.
Aynı anda ünlü bir Kore filmi de gündemdeydi, çalışılıyordu. Yaşım da film için uygundu.
S: Bütün kutsamalar aynı anda gelmiş.
JG: Bu kadar uzun süre hiçbir şey olmadıktan sonra bana inanılmaz gözüktü. Aslında bu filmi yapmam benim için daha iyi olurdu.
S: Kore filmini mi ?
JG: Evet. Ama o yönetmen bana başından ilgi gösterdi. Beni aradı, benimle tanıştı. Ona minnettardım. Böylece o filmi yapmak istediğimi söyledim ve Kore filmini bırakıp, Japonya ‘ya gittim. Benim için çok heyecan vericiydi. Yurt dışına seyahat etmek şansı, kararımda ufak bir yer teşkil etmiş olabilir.
[ Yazı : Kasabadan Soul ‘e oradan Japonya ‘ya.]
S: Kasabadan çıkmak bile büyük iş, bir de Japonya ‘ya ! Vaay !
JG: Belki birçok insan bunu yaşamıştır ama ben uçağa binerken ayakkabılarımı çıkarmak gerektiğini sanıyordum. Benim için çok inanılmazdı.
S: Bu menajerlik şirketinin ilk sponsorluğu muydu ?
JG: Yok, sponsorluk alamadım. Şirket o sırada biraz sıkıntıdaydı. Ben kendi başıma gitmek zorunda kaldım. Acemi bir aktör olduğum için bana verilecek para 5 milyon wondu. Herkese bölündükten sonra geriye fazla bir şey kalmıyordu. Japonya ‘ya giderken yanıma aldığım para 200.000 wondu. Menajerim ilk gün beni tanıştırdı ve Kore ‘ye döndü.
S: Orada tek başına mıydın ?
JG: Evet, ama gerçekten hoşuma gitmişti. Benim için ayarladıkları yer, bir işyeri otelinin konforlu bir odasıydı.
S: Ben de öyle bir otele iş için gitmek zorunda kaldım.
Rahat bir oda mı ??
JG: Çok rahattı. En iyisi.
Bir duvar oluyor ve dönüyorsun, bir duvar daha. ( Hareket edecek yer bile yok.)
Duvar, tv, duvar. Öyle küçük bir yerde wc olması bile inanılmaz. Banyonun kapısını böyle kapatmak gerekiyor. Bir kez içeri girdim, neredeyse çıkamıyordum !
S: Oraya sığmana bile şaşırdım.
JG: İçeri girince kapı kapanıyor ama dışarı çıkmak zor, kapıyı çekmek zorundasın.
Japonya ‘dayken bir şeyler yapmak istiyordum. Çalışmalar çok zordu. Bittiği zaman da odamda kalmam gerekiyordu. Ne yapabileceğimi bulmaya çalışıyordum. Şirket, bana, yemek için 3.000 yen veriyordu. ( 28-30 bin won ) Yemek yemeyip parayı biriktirdim. 200 yene marketten alıp yiyebileceğim bir sürü şey vardı. Böylece parayı saklayıp hafta sonlarında eğlenebiliyordum.
S: Tek başına ?
JG: Evet. Sonra menajerlik şirketiyle anlaşma yaptım.
Şirketin iyi durumda olmasını tercih ederdim. Ben kendi başımın çaresine bakabilirdim.
S: Sana güvendiklerini bilmek yeterliydi yani.
JG: Evet.
Kameranın karşısında durmak bile çok zordu ama çok mutluydum ve film çekimi sırasında bir de part time iş buldum.
S: Japonya ‘da ??
JG: Evet.
S: Japonca konuşamamana rağmen garsonluk mu yaptın ??
Sen part time işler için doğmuşsun. Bu senin hayatta kalma içgüdün !
JG: Sadece kendime yeterli olmak istiyordum.
S: Yeterli olmak mı ? Hayatının yarısı yarı zamanlı işlerde çalışarak geçmiş.
JG: İhtiyacım olan şeyi elde etmek için bir şeyler yapmalıyım. Başka yolu yok. Yoksa hiçbir şey yapamazdım. Benim için bunların hepsi deneyim kazanmak. Biraz tanınmaya başlayınca bile ( acemi aktör olarak) çalışmaya devam ettim. Artık bir ajansım olmasına rağmen eğitim için yine de paraya ihtiyacım vardı. Harcamalarım ve okula gitmek için.
S: Evi terk ettikten sonra, ailenden hiç destek almadın mı ?
JG: Hayır. 19 olduktan sonra hiçbir şekilde ailemden para almadım. Çünkü bu, benim seçtiğim yoldu. Ve ben bilsem de bilmesem de ailem bana güveniyordu. Bu benim için yeterliydi. Ayrıca kendime bakabiliyordum, bunun için gerek görmedim.
S: Menajerin bir daha gelmedi mi Japonya ‘ya ?
JG: Filmin bitmesine 1 hafta kala geldi. Tanıdığım birinin Japonya ‘ya gelmesine öyle sevinmiştim ki ! Paramı kullanmaya karar verdim.
S: Yemekten biriktirdiğin paranı !
JG: Boş olan günümde bir sırt çantasıyla yola koyuldum, etraftaki eğlenceli olabilecek yerleri araştırmaya başladım.
S: Geldiği zaman menajerini götürmek için mi ?
JG: Evet.
S: Menajerle aktörün yeri değişmiş gibi !
JG: Çok mutluydum ama.
S: Bu programı izlerken menajerinin kulakları çınlayacak !
[ Jun Gi, belirli bir yere bakıyor.]
S: Neye bakıyorsun ?
JG: Menajer orada duruyor.
[ Ekranda menajeri görüyoruz.]
S: Aa ! Siz onun menajeri misiniz ? Japonya ‘ya giden ?
O zamandan beri aynı menajere mi sahipsin ?
Oooo ! Çok havalı !
Sadakat duygun gerçekten çok harika !
JG: Kadro olarak da aynı kişilere sahibim, 6 yıldır.
[ Yazı : Menajer, çalışanlar, 10 yıl boyunca değişmemiş.]
[ Yazı : Hotel Venüs ‘ten sonra.]
S: 1,5 Aydır Hotel Venüs için Japonya ‘daydın.
Kore ‘ye dönüp kaderini değiştirecek filmi çekmek üzere.
Kral’ın Adamı gibi bir filmde rol alacağın için
ne hissettin ? Ondan önce çok iyi bir fırsatın olmamıştı.
JG: O da inanılmaz bir rastlantı eseriydi.
Menajerlik bürosundaki işler kötüye gidiyordu. Ben de gittikçe daha az iş alıyordum ve …
S: O şirket için işler daha ne kadar kötüye gidebilir ki ? haha ha…
İşte o kadar kötü ki menajer denizaşırı bir ülkeye giden aktörüyle birlikte gidemiyor.
İşler bundan da kötüye gidiyorsa, şirkette kalan tek oyuncu sen miydin ?
JG: Evet, hepsi ayrıldı.
haha haha ha…  Şirket kirasını bile ödeyemiyordu. Boş boş oturuyorduk. Biraz noodle yiyebilir miyiz ? diye sordum. Açlıktan ölüyorum ! Abi dedi ki, cüzdanımda sadece 20 bin won var.
S: Şirket başkanının sadece 20.000 wonu mu var ? Abi dediğin kişi başkan mıydı ? ( Sunucu gülmekten yere seriliyor.)
Kamera ona döndüğünde, ” iyi iyi !” diyen adam. Sana iş kartını veren, aynı kişi miydi ?
Bu aynen drama gibi !
JG: O zamanlar elimizde olan tek ulaşım aracı motorsikletti.
Aktörüne göz kulak olmak istedi ve hadi, gidip noodle yiyelim, dedi.
Gitmiş, yemeğin keyfini çıkarıyorduk. Yan masada, ünlülerle söyleşi yapan bildiğimiz iki kişi vardı.
Bize katılmak ister misiniz ? diye sorduk ve birlikte oturduk. Onlar bize, Kral’ın Adamı, diye bir film var,
rol için acemi bir aktör aranıyor, dediler ve başkana, beni seçmelere sokmasını söylediler.
Böylece başkan, ertesi gün yapım şirketine gidip bir tane senaryo aldı.
S: Cidden mi ??
JG: Evet.
S: Muhabirlerle buluşmanız planlanmış bir şey değildi?
JG: Doğru, sadece canım noodle çekmişti.
S: Canın noodle çektiği için… Sadece 10 bin wonum var, ne yapsak ? ha ha ! Yandaki masada da haberciler var !
JG: Evet. Muhabirler gerçekten orada oturuyorlardı.
S: Ve sana, Kral’ın Adamı nın seçmelerine katılma fikrini verdiler.
JG: Evet. Yüz hatlarımın uyduğunu söylediler. Yüz hatlarımın Asyalı ve benzersiz olduğunu, role uyduğunu söylediler.
S: Çünkü güzel bir yüzün var.
JG: Şu anda başarılı olduğum için güzel bir yüzüm olduğunu söylüyorlar.
O zamanlar sadece farklı ve özel olduğumu söylüyorlardı.
Yüzüm, güzel olduğu için değildi. Özel olduğu içindi, benzersiz olduğu içindi.
S: En çok neyi merak ediyorum, biliyor musun ? Yemeğin parasını kim ödedi ?
S: Haklısın. Beraber oturdunuz, beraber yediniz. Sonra ne yaptınız ?
JG: Alman hesabı ödedik. Aslında bizim onların hesabını ödememiz gerekirdi.
S: Elbette öyle gerekirdi. ha ha…
JG: Aslında üzücü bir hikaye.
S: Hem gülüyor, hem ağlıyorum !
JG: Böylece o rol için seçmelere katıldım. Anahtar bir rol olmasının yanında baş rollerden biriydi.
Seçmelere gelen çok fazla sayıda aktör vardı. Binlerce kişi. Gerçekten çok büyük bir sayıydı.
Herkesin çalışmak isteyeceği bir roldü. Kabul görmüş bir projeydi.
Herkes bu filmin dikkat çekici bir film olacağını görebilirdi. Bir aktörün ufkunu genişletebilecek bir projeydi.
Bir aktör için sıradan bir rol değildi.
S: Buradaki en önemli nokta, bize şunu söyle, bu rol için Lee Jun Gi ‘nin seçilmesinin nedeni neydi ?
JG: Seçmeler 3 aşamada gerçekleşti ve 1 ay sürdü.
Kendime, başarmak için hayatımın tümünü ortaya koymam gerektiğini söyledim.
Ama ajans ekibi, şansımın olmayabileceğini düşündü. Sence bu çok zor olmayacak mı ? dediler.
S: Çünkü çok büyük bir projeydi.
JG: Öyleydi. Gerçekten çok büyüktü, abartmıyorum. Ama o zaman bile kendime şunu dedim, ben bunu yapacağım.
Elimden gelen her şeyi yapmalıyım. Her şeyimi ortaya koymalıyım.
Böylece seçmeler için senaryo geldiğinde balıklama daldım. Tamamını ezberledim ve bu alanda tanıdığım herkesi,
oyuncu eğitmenlerini aradım. Onlar bana karakterin biraz kadınsı olduğunu, kadın-erkek arası olduğunu söylediler.
Bunun için ne yapmam gerektiğini bilmiyordum ve gerçekten her şeyi denedim.
Daha kadınsı bir etki vermek için lens taktım. Bir şekilde buna harcayacak parayı bulmuştum.
Saçımı değiştirip daha güzel göstermeye çalıştım. Sahnelerin çeşitli bölümlerini sürekli çalışdım.
Bu bir soytarı rolü olduğu için dans hareketlerini çalışdım. Daha önce akrobasi dersleri aldığım için bunları çalıştım.
S: Bu dersleri almış olmanın sana büyük yararı oldu o zaman.
JG: Öyle.
S: Ayy, ne korkunç bir hayat !
S: Hayatında boşa gidecek, çöpe atılacak hiçbir şey yok o zaman. Hayatta denediğin her şey iyi aslında.
JG: Bildiğim yeni aktörlerin arasında kimse takla atamıyor, yuvarlanamıyordu. Hepsi cümlelere odaklanmıştı.
Ve ben, daha ilk raunda jimnastik hareketleriyle girdim. Böylece ilk aşamayı geçtim. Sadece ilk aşamayı geçmem bile
kutlama nedeniydi.
İkinci aşama için davul çalmayı öğrendim. Birçok yer gezerek, oralarda var olan çeşitli müzik aletlerini çaldım.
S: Karaktere bu kadar takılı kalmış mıydın gerçekten ?
JG: Evet.
S: Nasıl ?
JG: Karakteri tümüyle benimsemiş, kanıksamıştım, bu gerekliydi. Çünkü, yönetmene o kadar çok soru sordum ki !
Sürekli ben şunu beğeniyorum ama şöyle düşünmüyorum bu yüzden karaktere böylesi daha uyumlu,
bu sahnenin çok uyduğunu düşünmüyorum, bu sahneyi böyle değiştirmek isterdim, deyip duruyordum.
Bu yüzden yönetmen de bana soruyordu, neden uymadığını düşünüyorsun ? Kendine baksana, sen bildiğini mi sanıyorsun, ha ?
Bu şekilde 2. aşamayı da geçtim.
S: Peki 3. aşama için stratejin neydi ?
JG: Film için gereken hareketleri kendim yaratmaya karar verdim. Bu sahneleri filmin içinde kullandırtmaya kararlıydım.
Bu bedensel hareketleri onlara gösterdim. Bütün o soytarı hareketleri o zamandan geliyor.
S: Seçmelerde gösterdiğin hareketler mi onlar ?
JG: Sayısız sahne var. Ama bacakların açıldığı bir sahne var ki hepsi gülmekten yerlere yıkıldı.
S: Seçmeler sırasında mı ?
JG: Evet. Yönetmenden jüri üyelerine kadar hepsi gülmekten yerlere yayıldı.
Vay, gerçekten komik ! Bu sahne nereden aklına geldi ?
S: Rolü kazandığında bunu hissetmiş olmalısın.
JG: Bütün o çılgınca hareketlerimi yaptıktan sonra, başardım, diye düşündüm. Aynı öğleden sonra o telefonu aldım.
Bay Lee Jun Gi, sizinle çalışmaya karar verdik. Yönetmenin evine bir içki için gelin, diye.
S: Vay !
Başarıya giden çok uzun bir yol. Oley !
Gerçekten ! O kadar çok insanla tanışmışsın ki, Robert Holley ‘den başlayarak…
Ben daha çok o çatı katını ve hamam böceklerini düşünüyorum. Vay !
Japonya ‘ya gitmek, Japonya ‘dan dönmek, sonra noodle, vay !
Ve motorsiklet ve finalde King And The Clown !
Çok uzun bir yol !
JG: Evet.
S: Ve en sonunda 10 milyondan fazla bilet satışıyla Kral’ın Adamı !
Kral’ın Adamı filmindeki Gong Gil karakteriyle, en sonunda !
Rolü kazandığına dair telefonu aldın ve…
JG: Evet ama önümde başka zorluklar vardı.
S: Ha !!!

Source: korea-fans.com/forum/konu-lee-jun-ki-fan-club-2
By: jungi
Çeviri: yuumei

Kategoriler

En çok konuşulan