2009.05.06 PART 2

2009.05.06~ Lee Jun Gi Golden Fishery Talkshow PART 2















GOLDEN FISHERY TV SHOW, BÖLÜM 136 
JG: Başka zorluklarla devam ediyoruz.
S: Ah ! Yeter artık ! Başka zorluk olmasın artık ! Çok yoruldum ! Artık iyi şeylerden bahsedelim.
JG: Sadece 1 tane daha !
Yönetmenden iyi aktörlere kadar hepsi endişeliydi. Bana güvenmiyorlardı. Bu önemli rolün altından kalkabilecek miydim ?
Daha önce kendimi kanıtlayabileceğim bir rol almamıştım. Fazla rol deneyimim yoktu.
Bu yüzden ilk günden başlayarak yönetmenle konuştum. Bana çok dikkatli ve özenli olmamı söyledi.
” Eğer bu rolü başaramazsan bütün film berbat olacak, bunun bilincinde ol, tüm sorumluluğun omuzlarında olduğunu hissetmelisin.
Özellikle de Gong Gil karakteri, bir adam tarafından kötü oynanırsa, izleyiciler onunla empati kuramazlar. Ayrıca, film eşcinsel filmi gibi tanıtıldı, yanlış lanse edildi. Bu yanlış tanıtımdan dolayı, eğer bu rolü iyi oynayamazsan, seyirci Gong Gil ‘i sevmeyecektir. Kendilerini uzak hissedeceklerdir.”
Dürüst olmam gerekirse o an her şeyi yapabileceğimi düşündüm. Kendimi, baskı yüzünden korkmuş hissetmemeye şartladım.
Filmin çekiminden 2 ay önce, biz çalışmalara başladığımızda birdenbire sinirlerim dayanmaz olmaya başladı. Eski aktörlerin hepsi çok iyiydi.
S: Profesyonelleri izlemek çok güzel değil mi ?
JG: Gerçekten öyle, hafife alınacak bir şey değil. Onlar harikalar. Benim için onlarla birlikte oynamak bile bir onurdu.
Her gün onlarla olmak inanılmazdı. Eğer böyle devam etseydi, sinirlerim dayanmayacak ve hiçbir şey yapamaz hale gelecektim.
Onlara, iyi oynamak istediğimi ama çok baskı hissettiğimi söyledim.
Sonra yönetmen beni kenara çekip konuştu. ” Hiçbir şey hakkında düşünme ! Lee Jun Gi hakkında hiçbir şey düşünme. Lee Jun Gi yokmuş gibi hisset.
Sen Lee Jun Gi değilsin. Başka birisin.”
S: Yönetmen mi söyledi bunu ?
JG: Evet. ” Şu anda sen çok güçlüsün. Sen o kişisin. Güçlü bir bakışın, güçlü bir sesin, güçlü hareketlerin var. Güçlü ve iyi konuşuyorsun.”
S: Konuşma kısmına katılıyorum. Ha ha !
S: Ben bu tarz bir önyargıya karşıyım. Benim duyduğum kadarıyla çok yetenekliymişsin ve zorlu bir kişiliğin varmış. Baskın bir kişiliğin varmış.
Yönetmen bu rol için bütün bunları çöpe atmanı istemiş !
JG: Çünkü seninle konuşurken bile belirgin vücut hareketleri yapıyorum ve çok konuşuyorum. Bütün bunlara son vermem gerektiğini söyledi.
Anladım ve önce ne yapmalıyım, dedim. Önce hangisinden kurtulmam gerekiyor ?
O da, kızlar hakkında her şeyi çalışmakla başla, dedi. Bir kadının davranış ve hareketlerini tek tek minimalize etmeyi hayal et.
Yani bunu nasıl söylesem, bilemiyorum. Yönetmen, bunun sadece bir kız gibi davranmaya çalışmak olmadığını söyledi.
Bu, bir kadının ruhuna ve aklına sahip olan kişileri çalışmak olacak, dedi.
Sen, bir adamın vücudundasın ve onları anlaman gerekiyor !! Ve yönetmenle birlikte her gün bu insanları gözlemlemeye gittik.
Yüz ifadelerine, gözlerini çevirişlerine, davranışlarına baktık. Uzunca bir süre sadece gözlerine baktım. Çok yumuşak bir bakışları var.
Bilirsiniz, erkekler konuşurken sertçe ve doğrudan karşılarındakilere bakarlar. Benim bakışımla kıyaslarsak, onlarınki çok daha sakin ve rahattı.
Bunun, yapması çok zor bir şey olduğunu anladım.
S: Yani aylarca sadece gözlem yapmak için kulübü ziyaret ettin.
JG: Orada yaşayamazdım, bu yüzden gerektiği kadar gittim. Yönetmen orayı fazla ziyaret etmekten sarhoş olmaya başlıyordu.
Bu gözlemler çok işime yaradı. Bu sayede öğrendiklerimi yapım sırasında ortaya koyabildim.
Bir sahne çekilip bittikten sonra bile sandalyede öylece otururdum. Eğer sunbe (tecrübeli aktör) benimle konuşacak olursa, evet efendim, diye cevap verirdim.
Yönetmen yanıma gelip dizime vururdu. Sus işareti yapardı. Ben de ah ! diye kafamı eğerdim.
Günlük çekimler bittiğinde herkes, iyi iş çıkardık, diye seslenirdi. Ama ben söyleyemezdim.
S: Çünkü Lee Jun Gi ‘yi uzaklaştırmak zorundaydın.
JG: İş bittiği zaman normalde herkes, iyi işti, diye bağırır. Bana sen sus, diyorlardı !
S: Vay, yönetmen inanılmazmış !
JG: Bundan sonra odama gidip uyurdum. Odamdan ayrılmama nadiren izin vardı. Görevliler, yapımcı bile gelip beni ziyaret etmedi.
Odanın bir kadının odası olduğu söylenmiş. Bu yüzden odama gelmenin yanlış olduğunu düşünmüşler. Gelen tek kişi nuna (abla) idi.
Bütün çekim boyunca tek başımaydım. Yalnızdım.
S: Lee Jun Gi, yok gibiydi.
Çalışanlar bile mi odana gelmedi ?
Dedikodular o zaman mı başladı ? Haha !
O sıralarda bu filmin 1 milyon izleyici çekebileceğini düşünmüş müydün ?
JG: Hayır. Filmin, eşcinsellikle ilgili olduğu dedikoduları çıktığı için, klasik bir film olmasına rağmen, bu durum filmi zayıf gösteriyordu.
Aynı zamanda çıkmakta olan filmlerle arasındaki yarış, Kasırga, King Kong, ….. gibi filmler.
S: Vay, onlar harikaydı ! Özellikle King Kong olay olmuştu.
Ayrıca diğer filmlerin oyuncuları da çok ünlüydü. Onlara oranla senin filmin biraz ezik gözükmüş olabilir.
JG: Gerçekten öyleydi !
Posterleri bile görmek istemiyordum. Başrol oyuncularının isimlerini görmeye başladığınız zaman, Gam Wu Seong Sunbe, Jeong Jin Yeong Sunbe, sonra ben vardım.
Üçüncü sırada yer almıştım. Nedense, adımın orada olmasından dolayı bile üzülmüştüm. Adım orada olmasaydı daha iyi olurdu, diye düşündüm.
Utanç duymuştum. ( Not: İyi aktörlerle birlikte yazıldığı için.) Şimdi düşünüyorum da izleyiciler bundan rahatsız olabilirlerdi.
O kadar iyi film varken neden bunu izlesinler ki ? Aklımdan sürekli bunları geçiriyordum.
Ama iki haftadan uzun sürmedi bu düşüncem. Prömiyerden (ilk gösteri) önce bile etrafta birçok dedikodu dolaşıyordu.
İnsanlar benim resmimi gösterip, bu çocuk çok yakışıklı, çok sevimli değil mi ? Bu filmde oynuyormuş, gibi şeyler söylüyordu.
O zaman şirket, bunun önemli bir olay olduğunu düşündü. Vaay, bu büyük bir olay ! Neden Jun Gi ‘yi filmi tanıtmak için kullanmıyoruz ?
Böylece extra posterler yaptılar. Yüzümün bir yanından siyah gözyaşı akarken aynaya baktığım halim.
Bu poster her yere yapıştırılmıştı ve birçok insan, bu bir kız mı, diye düşündü ! O posteri görenler, o adam kim, diye düşünmediler, hep, aynadaki o kız kim ? diye düşündüler.
İnanılmaz bir durumdu bence.
Yorumlar çıkmadan önce röportajlara başlamıştım. Çünkü herkes, kim olduğumu merak ediyordu. Ben de onlara, izleyici oranının ne olacağını tahmin ettiklerini sordum.
300.000 gibi olabilir dediler. 300.000 bile büyük rakam. Ben de çok şükür, çok şükür, diyordum.
Anladım ki ağızdan ağıza dolaşan dedikodular hafife alınacak bir şey değilmiş. Her tarafta insanlar, ne olursa olsun bu filmi izlemelisiniz, diyordu.
S: Bir kez seyretmekle filmin çok zor anlaşıldığına dair dedikodular da vardı. Filmin tümünü anlamak için 2 ya da 3 kere izlemelisiniz, diyorlardı.
( Not: Filmdeki Korece konuşmalar farklı, özgün bir yapıya sahipmiş. Çevrilince bu özelliğini yitiriyor. Keşke, hiç olmazsa, Korece ‘den yapılmış bir çevirisini izleyebilseydik.)
JG: Minimum 8 kere. Haha ha !
100.000 ‘den fazla izleyicimiz olunca kutlama partisi verdik. Sonra 200-300-400-500-600-700 bin. 1 milyon mu ? Olamaz ! Deli mi bunlar ?
S: Çıldırmış olmalısın !
JG: Şaka mı yapıyorsun ? Ne bu ya ? Ne bu ya ? diyordum.
S: Aileni davet etmedin mi ?
JG: Prömiyer için davet etmedim. Çok utanmıştım. Ama sonra babam, filmi izleyip bana telefon açtı. Çok duygulandığını söyledi.
Normalde babam, çok ender övgü belirtir. Ama bu kez beni arayıp, bu tatmin edici derecede iyiydi, dedi.
S: Baban sana bunu söylemiyor mu ?
S: Hey ! Jun Gi, filmi gördüm. Nesin sen ? Buradaki nesin senin tamamen farklı bir anlamı var : Zavallıdan Başarılıya !
S: Şirketteki herkes başarının tadını çıkarıyordu değil mi ?
JG: Ohoo ! Büyük olay oldu !
S: Ben en çok başkanın tepkisini merak ediyorum.
JG: Başkan telefonlara cevap vermekle meşguldü.
S: Yıldız olmak istiyorsanız beni arayın ! Yıldız olmak istiyorsanız beni arayın !
Hahaha ha !….
S: Kral’ın Adamı filmi boyunca birçok dönüm noktasından sonra böyle başarılı bir çıkış yapabilecek kadar deneyimli olduğun ortaya çıktı.
Yeni bir aktör olarak bu zamanlar zor geçmiş olmalı. Aynı zamanda çok heyecanlanmış, gergin hissetmiş olmalısın.
JG: Öyle hissetmedim desem yalan olur. Anılarım gözümün önünden geçince, vay canına, diyorum ! Tünelin sonunda umut var. Işık var, tünelin sonunda !
İnsan zorlukları yaşadıkça bu zorluklara eşdeğer kazançları da oluyor.
S: Bay Lee Jun Gi, burada bir şey söylemek istiyorum. Burada en önemli nokta şu, birçok insanın aktör olma rüyası var ama bu herkesin başarılı olacağı anlamına gelmiyor, değil mi ? Binlerce aktör deniyor olmalı, sayılamayacak kadar çok. Başlamak bile çok zor, birçok insandan çok azı seçilebiliyor.
Başarı şansı çok az, buna rağmen eğer bir insanın başarma tutkusu ve azmi varsa, onlara bu rüyanın peşinden gitmelerini önerir misin ?
JG: Evet. Çok insan deniyor olmasına rağmen, her deneyene eşit miktarda şans olasılığı var. Ben bunu, ancak karşıma çıkan şanslara hazır olduğumda anlayabildim.
Bir kişinin tutku, azim ve alçak gönüllü bakışı varsa, sevdiği işin peşinden koşarken her zaman bir şansı olacaktır.
Her zaman şans vardır ama zorluklar da mutlaka olacaktır. Deneyen herkes zorlukları, acıları da yaşamalıdır.
Benim durumumda, ben çabuk başarılı olmama rağmen halâ hayal kırıklığı, yetersizlik duygusuna sahibim.
Benden daha deneyimli aktörlerle birlikteyken, onların hikayelerini duyduğum zaman, bu deneyimlerin hepsi, bir aktör için büyük bir miras.
Bunlar, sadece düşerken elde edilebilecek hikayeler. Deneyimlemek, öğrenmek, küçük başarılar ve onları tanımak, onları bilmek.

Aktör, Gam Wu Seong ‘un sözleri :
Gong Gil ‘in seçmeleri bittikten sonra, Jun Gi ‘nin dışında bir yeni aktör daha önerdim.
Ancak başladığımız zaman Jun Gi ‘nin rolünü bu denli yoğun bir şekilde oynadığını görünce, yönetmenin seçiminde ne kadar doğru olduğunu anladım.
Yönetmen, Lee Jun İk ‘in sözleri :
Bardağı, başlangıçta boş olduğu için bir aktör olarak başarı potansiyelinin limiti yok !
Eğer diğer aktörler ölümüne çalıştıysa, LEE JUN Gİ , 2 kat ölümüne çalıştı !
S: Oppana neden güvenmiyorsun? ( Sunucu Jun Gi ‘nin taklidini yapıyor.)
JG: Çünkü yani, ben bir çok kez kabul ettim. Bu yüzden söyledim. (*böyle alıştık, böyle kabullendik gibi.)
S: Ne, ikinizin birbirini sevdiğinizi mi? Bunu mu kabullendiniz?
S: Neyi kabullendiniz ya? Ne oluyor birdenbire? Ne oluyor ya? Neyi neyi? Neden? Neyi kabul ettiniz?
JG: Hiçbir şeyi, bir şey değil.
S: Kimi korumaya çalışıyorsun? Hani, konuştuğumuz bayanı mı? Bu konuda yorum yaparsan incinecek biri mi var?
JG: Korumak için değil de…
S: Booooaaaaa, Boooaaaa, Ha? Ha? Hımm?
JG: Yok öyle değil, sana olduğu gibi anlatacağımı söylüyorum.
S: Olduğu gibi anlatmanı istiyorum
JG: Olduğu gibi
S: Onunla tanıştın…
JG: Evet, tanıştım. Başta normal, sıradan bir tanışmaydı. Arkadaşça takıldık, daha çok küçük kardeşim gibi. Ben onun hayranıyım. Çalıştık çünkü…
S: Ne, onunla tanıştığında onu güzel bulmadın mı?
JG: Evet, çok güzel, halâ da işinde çok sıkı çalışıyor.
S: Madem o kadar güzeldi de kız arkadaşım olsa ne güzel olur diye düşünmedin mi?
Onu bir kadın olarak görmedin mi?
JG: Yani, orası öyle de…
S: Yok ya, bak, söyler söylemez!
JG: Neyse, sen nasılsa çarpıtıyorsun.
S: Valla çarpıtmayacağım, hadi söyle. Ben çöpçatan mıyım? Neyi çarpıtacağım?
S: Konuşurken filan hiç bu konuda düşündün mü? Bir kere bile? O benim kız arkadaşım olsa nasıl olurdu diye?
JG: Hep düşündüm. Onlarla tanışmadan önce bile. Lee Hyo Ri’ yi de, Boa’ yı da.
S: Eğer öyle bir kız arkadaşım olsaydı çok güzel olurdu.
S: Mesela, hiç Boa ile ben çıksaydık nasıl olurdu diye rüyanda gördün mü? Hayal kurdun mu daha doğrusu?
JG: Herkesin rüyası değil mi bu?
S: Gördün mü! Gördün mü! Boa ile? Uyumadan önce, tek başına ışıklar filan da kapalı…
Eve geldiğinde, senin için yemek yapmış filan, kapıyı çalınca ‘Kim o? Sen misin hayatım?’ diye soruyor. ‘Günün nasıl geçti?’ falan filan.
JG: Onunla çıkıyor olsaydım bile çıktığımı söyleyemezdim.
S: Di mi? Di mi? Öyle! Hımm… Di mi? Aynı zamanda hayranlarına göre de davranman gerekiyor.
JG: Doğrusu, söylemesi çok zor olurdu.
S: Sadece ikimiz arasında, bana söyle, bana söyle.
JG: Ay acıktım ya!
S: Aslında ben de acıktım, karnım bomboş. Midem boş. Bunu tamamen unutmuştum.
S: Yalnız, çok inanılmaz. Bambaşka bir düşünceyi çok iyi kafana sokuveriyor. Konuyu değiştiriveriyor.
S: Birdenbire acıktım ya!
S: İnsanı nasıl evcilleştireceğini biliyor. Vay canına, çok etkileyici!
S: Bu kadar yönlendirme, manipülasyon ( Hileli yönlendirme) yeteneği olan biriyle ilk kez tanışıyorum. Nasıl beni böyle yönlendirdin?
S: Gerçekten ama inanılmaz!
S: Tamam, Boa, onunla tanıştığın zaman arkadaş olarak nasıldı?
JG: Gerçekten rahat ve kolay geçinilen biri, ego sorunu yok. Tanıdığım herkes gibi egosuz. İyi, sevdiğim bir insan.
S: Erkek arkadaşı var mıydı?
JG: O tarz konulardan hiç konuşmadık. Uygun olmadığı için. Herkesin özeli var.
S: Hımmm?
JG: Lee Hyo Ri’ye de bu konuda hiçbir şey sormadım, hiçbir zaman. Diğer, sahne sanatları ile ilgilenen insanlarla oturup içerken filan kural gereği böyle şeyleri asla konuşmazdık. Çünkü birdenbire her şey çok garip bir hal alabilir.
S: Ne hakkında konuşurdunuz peki?
JG: Başarılarımız hakkında, daha çok.
S: Evet, başarılar. Lee Hyo Ri sana nasıl sesleniyor?
JG: Bana Jun Gi diyor.
S: Sen ona nasıl sesleniyorsun?
JG: Ben ona nuna diyorum. O bir bayan olduğu için ve ( içinde nuna sözcüğü geçen bir şarkı söylüyor.)
S: Lee Hyo Ri ‘yi, seni tanıştırdığı arkadaşı Boa’ dan daha fazla mı seviyorsun? Arkadaş olarak soruyorum.
S: Zor olmadı bu onun için.
JG: O zamanlar birçok şey hakkında meraklıydım. Onunla daha çok kişisel sorunlarım hakkında konuştum.
S: Kişisel sorunlar mı? Yani başka insanlarla konuşmadığın şeyler mi?
JG: Vay be! Tepkin var ya acayip, çok ilginç!
Umarım her şey iyi sonuçlanır.
S: Boa’ nın bir videosunu yayınlayayım.
JG: Hı? Ne?
S: Ondan Mu-Reup-Pak şovuna gelmesini istedim. “Bu, herkesin hayat hikâyesini dürüstçe anlattığı bir şov ismi.”
JG: O programı Jang Dong Geon sunbe tanıtmıyor muydu?
S: Sundu, bir süre.
S: Park Joong Hoon şovda tanıttı.
JG: Evet, o yüzden.
S: Acıkmış olmalısın.
S: Çıkışını yaptığın 8 yıldan beri hiç kimseyi sevmediğini söylüyorsan, bu yalan olmalı.
JG: Doğru.
S: Peki Kral’ın Adamı ‘ndan sonra birine aşık oldun mu?
JG: Elbette oldum.
S: Aktörlük mesleğine odaklanmana rağmen mi?
S: Nasıl tanıştınız?
S: Ünlü biri miydi?
JG: Ne?
S: Ünlü müydü?
JG: Hayır, hiç, bir ünlüye aşık olmadım. Öyle olsaydı, bütün paparazilerin elinde fotoğraflarımız olurdu.
S: Seoul’un neresinde yaşıyorsun?
JG: Nonhyun köyünde yaşıyorum.
S: Tek başına mı yaşıyorsun?
JG: Küçük kız kardeşimle beraber yaşıyorum.
S: Evet, kız kardeşin. Geçen aydan itibaren onunla yaşamaya başladığınızı duydum.
JG: Sanırım birkaç ay oldu.
S: Ondan önce tek başına yaşıyordun o zaman?
JG: Evet, tek başıma yaşıyordum.
S: Tek başıma yaşadığım için bunun ne olduğunu biliyorum.
S: Cevapların çok akıcı.
S: Peki bütün o paparazilerin gözlerinden kaçmak için nerede yaşadın? Çay içmeye çıkıyor musun? Hayır.
S: Hiç evine kız arkadaşını davet etmedin mi?
JG: Hayır, etmedim.
S: Bir kere bile mi?
JG: Ee, belki birkaç kere.
S: Ay, gülmekten karnım ağrıdı.
S: E, birkaç kere de yapmışsın demek ki. Böyle bir şeyin hemen bilinmesi gerekiyor.
S: Ben tek başıma yaşayamam.
JG: Ama her zaman, yemeklerimi tanıdığım insanlarla birlikte yerim. Sadece tanıdığım arkadaşlarımı eve davet ettiğim zaman, evimde insanlar oluyor.
S: Çok tutkuyla aşık olmuş olmalısın.
JG: Aslında pek öyle değildi. O kadar aşık olamadım. Çünkü sürekli çalıştığım için o kadar ilgimi veremiyordum. Birileriyle yeni tanıştığın zaman onları sık sık araman gerekir değil mi? Ama ben sürekli telefonumun yerini bulamıyordum, gerçekten! Film çekerken aracın bir yerine atıveriyordum. Bu yüzden de, kimseyi çok fazla göremediğim için, benden soğuyorlardı. Telefonda muhabbet bile edemiyordum. Kim böyle bir adamdan hoşlanır ki? Bir randevuya bile gidemiyorsun. Normalde, randevuya gidersin, en sevdiğin yerde kahve içmeye gidersin, olmadı ara sıra gezmeye gidersin ama bunlar mümkün değildi. İlgilendiğim birkaç kişi olmuştu. Ama ciddi anlamda birileriyle çıkacak fırsatım olmadı.
S: Yirmili yaşlarındaki genç bir insanın canlılığına, hareketliliğine sahipsin, karşı cinse karşı bir merak duymadın mı?
JG: Tabi, merak her zaman var. Hoşlanabileceğim biri olursa gözlerim kalp şekli alıyor. Animelerde oluyor ya. Gözlerim kalbe dönüşüyor.
S: Bu olacaktır.
JG: Böyle bir aşkın nasıl olduğunu bilmek, deneyimlemek istiyorum.
S: İdeal bir tipin yok mu? Hayalindeki tipin?
JG: Benim için aynı cins… *sunucu cümleyi bitirmesine izin vermiyor.*
S: Öyle mi? öyle mi?
S: Alkış!
S: Bir adamla…
S: Şimdi anladım söylediği şeyi, şimdi anladım, şimdi anladım.
S: Hiç böyle bir itiraf duyacağımızı hayal edemezdim.
S: Öyle dedim ama ne dediğimi ben de bilmiyorum. Dediğimin anlamını bilmiyorum.
JG: Aynı yaş diyecektim, aynı yaş. (galiba yaş ve cinsiyet sözcükleri aynı hece ile başlıyor.)
Daha genç biri. Hepsi Dong ile başlıyor. Bu yüzden aynı yaş yerine aynı cinsiyet dedim. Yaş diyecektim. Daha genç biri. (Yaş ve cinsiyet sözcüklerinin ikisi de dong sesi ile başlıyor, dong-cinsiyet anlamında sanırım, sözcüğü tamamlamasına izin vermedikleri için yaş yerine cinsiyet demiş oldu. ) Dong dong dong dong! Karşı cinsi seviyorum. Eğer olabilirsem, aşık olmak isterim.
S: Böyle bir isteğin olmamasına rağmen sana asılan erkek oldu mu?
S: Olabilirdi aslında.
JG: Kyoto, Japonya’ dayken, İlk Kar’ ın çekimlerinde, bisiklete biniyorum ve bir durağa geldim. Arkamdan bir bisiklet geldi. Sonra da bana, ne kadar güzelsin, dedi. Japonca söyledi, bu bir adamdı. Bana bir kart verip ilgisini çektiğimi söyledi.
S: Gerçek mi bu ya? İnanamıyorum.
JG: İşte benimle buluşup bir içki içmek istediğini söyledi. Bar gibi bir yerde.
Ben “Nee??!!” dedim. Şimdi dönüp düşününce aslında çok komik bir anı bu. Çünkü ilk defa başıma böyle bir şey geliyordu. Ama o kadar da güzel değilim ya ben!
S: Dördümüzün içinde en güzel sensin.
JG: Orası doğru, ona söyleyecek bir şeyim yok.
S: İkinci güzel kim içimizde?
S: İkinci güzel kesinlikle benim.
S: Sen misin, güzel?
Bana oranla ikiniz…haha…
S: Neyse, ben burada olduğum için, cidden…
S: Lee Jun Gi, bu çok önemli bir kısım, Japonya benim ülkem! Ne oldu? Gerçekten yanlış bir haber mi çıkmıştı? Yoksa sen, yanlış bir şey söylediğini kabul ediyor musun?
JG: Şimdi geriye bakınca gerçekten büyük bir hataymış. Ama arkadaşlarımla takılırken, Mini Home .., diye bir blogda, herkes ziyaretçi defterine yazıyordu.
S: Bu senin sayfan değildi yani
JG: Evet, arkadaşımın sayfasındaydı, bizim özel konuşmalarımız, mesajlarımızla doluydu. Ama bütün bir yazıdan bir cümle alınmıştı. Ve çok büyük bir olay oldu bu. Bundan sonra bir sürü haber çıktı. Sanki ben televizyonda açıklama yapıyormuşum gibi gösterildi. “Japonya benim ülkem” gibi başlıklar yayınlandı. Bazı insanlar, “ Aa! Lee Jun Gi, ne kadar kibirli biriymiş” dedi. Çok büyük bir olaya dönüştü. Sırtımdan vurulmuş gibi hissettim. Şimdi ne yapsam, diye düşündüm. Telefonlarım hiç durmadan çalıp duruyordu. Tam da 1 milyonluk rekor satıştan hemen sonra olacağı tuttu.. Gerçekten bir kötü haber diğerini kovalıyordu. Ama bu aynı zamanda benim kişiliğime de dikkat çekti.
S: Peki bu olaya nasıl yaklaştın?
JG: Hemen durumu açıklayan bir makale yazdım.. O da çok büyük bir olay oldu. Kişisel olarak özür diledim. Gerçekten içten bir şekilde üzgün hissettim ve hemen bunu açıklayan, özür dilediğim uzun bir yazı yazdım. Ancak bu yazdığım özür yazısı olayın daha çok abartılmasına sebep oldu. Çünkü bu sözcükler sanki benim ilan ettiğim bir şeymiş gibi yanlış yazıldı.
S: Sen bir hata yapmışsın gibi hissettin öyle mi?
JG: Evet,
S: Pişmanlık duydun mu?
JG: Evet, duydum. Pişman olsam da halkın gözü önünde olan biri olduğum için bu kadar büyük yanlış anlaşılma oldu. Önceki gibi halkın önüne çıkamıyordum, Bu olay her hatırlandığında, halkın tanıdığı bir ünlü olduğum için ben böyle söylememiş olmama rağmen, özür dilemem gereken büyük bir olaya dönüşmüştü.
Beni beğenin ya da beğenmeyin, bu dürüstlüğüm için beni beğenen, anlayan insanlar oldu. Fikirleri değiştirmeliyim değil mi! Çünkü sorumluluğu üzerime almam gerektiğini hissettim.
S: Lee Jun Gi, muhabirlerce en sevilmeyen kişi olarak seçildi.
JG: Evet, sonuç öyle oldu.
Evet bunu kabul ediyorum. Bir süreliğine gerçekten kibirli davrandım. Çok fazla göz önünde olmaya alışamadım, uyum sağlayamadım. Bir arkadaşım Kore’ ye geldi ve sanki burası Jun Gi ‘nin ülkesi gibi hissettiriyor, dedi. Her şey benim hakkımdaydı, posterler, klipler…
S: Aynı onun söylediği gibiydi değil mi? Bu durum, böyle büyük bir olayın olmasına sebep oldu.
Bir rüyada denizin en dibini görememek gibi.
JG: Öyle. Buraya kadar geldikten sonra böyle bir şeyin olmasını beklemiyordum. Ama ilaç gibiydi. Bu tarz şeyler gittikçe onlara bağımlı olmanıza sebep oluyor. Eski halime dönemeyecek kadar zehirlenmiş olabilirdim.
Üstümde bu kadar büyük bir medya ilgisi olunca nasıl başa çıkacağımı bilemedim. Üstelik o günlerde her gün 12 saat kadar bir süreyi röportajlara ayırmak zorundaydım. En başta, lütfen bana yardımcı olun, tavsiye verin, teşekkür ederim, derdim muhabirlere, ancak bir zaman sonra aynı sorularla, aynı tip şöyleşilerde bıkkınlık hissettim.
Bana Jun Gi, Kral’ın Adamı ‘nı oynadığında neler hissediyorsun? Diye sordukları zaman, en başta, çok mutluyum derdim. Artık sonlara doğru, iyi işte, ne yapayım, demeye başladım.
S: Na’ pıyosun na’ pıyosun??
JG: Yani işte, yüzlerce röportajdan sonra o muhabir, benim tarafımdan çok incitildi.
Jun Gi ‘nin hiç edebi, adabı yok diye düşündüler. Bu laf yayıldı ve insanlar benden uzaklaşmaya başladılar.
S: Jun Gi, sen kendini kim sanıyorsun ?
S: Ne yapıyorsun ?! Kim sanıyordun kendini ?
JG: Olaylar beklediğim gibi gelişmedi. Başlar başlamaz yıldız olmak istedim. Yıldız olmanın nasıl bir şey olduğunu hissetmek istedim.
Ama içimde korku uyanmaya başladı. Dur biraz ! Hayal ettiğim gibi değil ! Ne yanlış gitti ?
Anladım ki iyi bir projede yer almak için, herkesin beni, oyunculuk yeteneklerini çalışarak geliştiren bir aktör olarak görmesi gerekiyordu.
Bu yüzden Kral’ın Adamı ‘nda çok çalıştım.
Yıldız olmayı hayal eden ben, uyum sağlamak bir yana, hazır bile değildim. Bu yüzden iyi bir aktör olarak kabul edilemezdim. Duyduğum korku çok fazlaydı.
S: Bütün bunların arasında Fly Daddy Fly, muhabirlerce kabul gördü mü ? Gişe hasılatı nasıldı ?
JG: Fiyasko !
S: Gişe başarısızlığını tatmış oldun.
JG: Korkum çok büyüktü. Birçok hayranım beni izlemeyi bıraktı.
S: Korkuyla eleştiriler birleşince popülerliğin düşmüş.
JG: Popülerliğimin azaldığı tarzında eleştiriler yüzünden başaramayacağım hissine kapıldım. Köşeye sıkıştırılmış gibiydim. Çıkış yolu bulamadım. Çok acı çektim.
S: Gişe fiyaskosuyla karşılaştıktan sonra ne hissettin ?
JG: Aslında omuzlarımdan bir yük kalktı. Doğal olarak yapımcı şirkete karşı mahçup olmuştum.
S: Ne ! Haha !
JG: Yok, öyle değil. Filmle ilgili mahçup olmuştum. Herkesin benden, çok büyük beklentisi vardı. Herkes bir şeyler başaracağımdan çok emindi.
Kendime, bir kez başarısız olsam da o kadar önemli olmadığını söyledim. Ancak böyle bir düşünce biçimi kısa vadeliydi. Üstelik konsantre olamıyordum.
Proje bu yüzden iyi olmadı. Kafam çok karışıktı. Rolümle bütünleşemiyordum. Böyle devam edemezdim.
Bu yüzden içimdeki karmaşayı çabucak bastırıp uyum sağladım ve kendime toparlanmam gerek, dedim.
S: Fazla zehirlenmişsin.
JG: Şimdi herkes sana çok fazla sevgi veriyor, ilgi gösteriyor ama aslında sana güvendikleri, inandıkları için değil. Sadece dikkat çektiğin için.
Gerçekten bir şey başarmak istiyorsan diğer her şeyden vazgeçmelisin ve amacının peşinden gitmelisin. Yalnızca ona odaklanmalısın.
Eğer ben bir aktör olmak istiyorsam, iyi bir oyun sunmak için çok çabalamalıydım.
Sonra zamanla insanlar senin dış görünüşünden hoşlanırlarsa, imajın ve karakter rolünden de hoşlanırlarsa o zaman başardın anlamına gelebilir.
Bu yüzden film çekimi sırasında böyle yaptım.
S: Bu başarısızlık yüzünden tv ‘ye geri döndün.
S: Time Between Dog And Wolf ve Iljimae gibi iki dramanın yüksek izlenme oranları vardı, bu, popülerliğinin devam ettiğinin kanıtıydı.
Gelecekte de popüler olacağının göstergesiydi.
[ Bu karmaşık süreçten geçtikten sonra Lee Jun Gi, kalite garantili bir ürün haline geldi.]
S: Nasıl hissediyorsun ?
JG: Öncelikle muhabirlerin benim hakkımda içleri rahatlamıştı ve hayal kırıklığına uğrayan hayranlarım da geri dönmüştü.
Özellikle benim mesaj boardlarım temizlenmişti. Mutluydum. Ama ondan önce bin, iki bin garip mesajın arasında bin iki yüz tane
kötü mesaj vardı. Iyy ! Kız gibi, çok iğrenç ! Ama şimdi board oldukça temiz.
Ne olursa olsun bir aktör, oyunculuk yaşamında elinden geleni yapmak ister ancak o zaman kabullenilebilir.
Amacımın peşinden gidip başarılı olduğum zaman insanlar da beni kabul etmeye başladılar. Bunu hissedebiliyordum ve harika bir duyguydu.
( Bu sözleri söylerken Jun Gi ‘nin gözleri doluyor.)
Diğer aktörlerin Jun Gi hakkında söyledikleri :
[ Ekranda May 18 ( 18 Mayıs ) filminin görüntüleri.]
” Lee Jun Gi, iyi hazırlanmış ve kendisi de olsa, aktör Lee Jun Gi de olsa, o gerçekten iyi bir dost.”
[ Ekranda Time Between Dog & Wolf ( Köpek ve Kurt Arasındaki Zaman.)]
” Lee Jun Gi, çalışırken işini çok dikkatlice yapıyor, ortamdaki havayı değiştirebiliyordu.”
” Olağanüstü yeteneğe sahip bir yıldız, sıfatını hak ediyor.”
Karanlık gölgelerden geçerken…
Çok masum yıldız…
Aktörlük yeteneği, gişe satışı, gerçek duygular… Bunların hepsine sahip.
S: Lee Jun Gi, güvenilir bir aktör haline geldi ama aynı zamanda da aç gözlü bir adam.
S: Seninle konuşmadan önce bu kadar açık sözlü bir insan olduğunu bilmiyordum.
JG: Benimle tanışan herkes bunu söylemiştir bana.
S: Jun Gi, geçen yılın ödül törenini gördüm. ( Ekranda : Yong-i ‘s Aboci, adlı Iljimae parodisi.)
” Yongi abocii !…” Tartışmalı, popüler bir konu haline geldi. Lee Jun Gi ‘nin bu kadar komik olacağını hiç beklemiyordum.
JG: Her hafta bütün komedi programlarını izlerim.
Sonunda kendim de biraz komik davranmayı düşündüm. Ama yapımcı, bana, sunbe’lerin böyle yapacağını söyledi.
Ben de yapmak istiyorum, dedim.
( Provalar sırasında diğerleri Jun Gi’nin bunu yapmasını istememiş.) Jun Gi, bunu neden yapıyorsun ? Bunu yapmana hiç gerek yok !
Ama sunbae’lerin provalarda ne kadar efor sarf ettiklerini izleyince, ben sadece kısa bir gag yapıyordum.
S: Çok iyi, çok iyi, harika !
JG: Neyse sonunda izin verdiler. Senaryoyu alıp okuduğum zaman ilk anda harika olduğu izlenimine kapıldım.
Üstlerim ( sunbe ‘ler) sahnede komedi kısmını çalışıyorlardı ve ben sadece öylece oturuyordum. Bu yüzden yönetmene telefon açtım. Lütfen başka bir kısa parodi ayarlayın, toplantıya geleceğim.
Maske takmak istediğimi söyledim ve sahnedeyken ne yapacağımı konuştum.
Böylece sıfırdan başladım, o gün sahne arkasındaki tanıdığım insanların reaksiyonu şöyleydi : Fena değildi, çok iyiydi !
Ama ben sahneye çıktığım zaman : Niye Lee Jun Gi, öyle yapıyor ? Stilist bile, ooo ! Bu çok çılgınca, bu çok çılgınca, dedi.
Gösterinin sonunda kulise gidip, mutlulukla şöyle dedim : Çok harika ! Şimdi hepinizin hoşuna gitti mi ?
Menajerin suratı b.k yemiş gibiydi ! Gerçekten çok karanlık bir yüz ifadesi vardı.
S: B.k yemiş gibi surat ! İlk kez tv ‘de böyle bir laf duyuyorum. Şu anda bunu duyan seyirciler nasıl bir tepki veriyorlardır acaba ?
S: Naa ‘pıyosun ya ! Tam da yemek yiyorduk ! Na ‘pıyosun sen ? ( Sunucu, seyircinin ağzından konuşuyor.)
S: Bu çok konuşulan bir konu haline geldi. Son zamanlarda Lee Jun Gi ‘nin önerdiği başka komik fikirler var mı aklında ?
JG: Son zamanlarda, makyaj odası ve sen şeytansın var. Bunlar oldukça ilginç. Bunları kullanıp, çekim yerlerinde herkesi neşelendiriyorum.
S: Normalde hayranlarına karşı görevlerini yapıyorsun değil mi ?
JG: Evet, yaparım.
S: Seni iki hafta bekleyen seyircilerin için bir şarkı söylemeni isteyebilir miyiz ?
JG: Ne söylesem ?
S: İstediğini söyle. KTV ‘de söylediğin herhangi bir şarkıyı söyle.
JG: Son zamanda arkadaşlarımla içmeye gidince trot şarkılar söyledik.
S: Lee Jun Gi, TROT ( pop) söylüyor. Bunu ilk kez duyuyoruz.
JG: Menajer yine b.k yemiş surat ifadesine sahip… ( Menajer görüntüde.)
S: Seyirciler, ne yapıyorsun ya sen, diye düşünecek !
Şarkı : Mujogeon ( Bu çok iyi bilinen popüler bir şarkı sanırım.)
S: Çok iyi söyledin, çok iyi ! Lee Jun Gi, tv ‘de ne zaman TROT söyleyecek ? Birdenbire çok mutlu oldun, elinle daireler bile çizdin.
JG: Aslında dans etmeyi zaten seviyorum. Aniden şarkı isteyince, nasıl bir gösteri yapayım diye düşündüm. ( Planlamadan yaptım anlamında.) Naaptım ben ya !
S: Kneecap Guru programının sonuna yaklaşıyoruz. Kendine nasıl bir puan (not) veriyorsun ?
JG: Daha fazla bir şeyler yapmak istiyorum. Çok ilginç çünkü. Arkadaşlarım, talk show ‘lara sürekli gidersen aynı tadı vermez, dediler.
S: O zaman seni iki hafta daha oynatalım.
S: Ben şahsen artık talk show ‘larda olmak istemiyorum. Halâ çalışıyorum ama…Haha…
S: Şimdi en önemli kısım, bize hayallerinden, rüyandan bahset.
JG: Şimdiye kadar çok fazla sevgi aldım. Bundan sonra herkesin bana olan güvenini arttırmaya uğraşacağım. Sorumluluk sahibi bir oyuncu olarak insanların bana duyduğu güveni boşa çıkarmayacağımı umuyorum.
Gelecekte de sıkı çalışmaya devam edeceğim bu amaca ulaşmak için. Hoş bir sürpriz olacak, herkes merakla bekler umarım.
Ekranda yazı : Aç gözlülüğüm yüzünden hayat bana çok zor oluyor. En sonunda çözülen endişe.
S: Şimdi Lee Jun Gi ‘nin endişelerini yok edelim.
Lee Jun Gi, gerçekten çoktan yoruldun mu ? Birkaç yıl oldu ve sen çoktan yoruldun mu ?
Daha önce de zorluklardan gelip bu programa çıkan oyuncular olmuştu.
( Burada, daha önceki yaşlı oyunculardan söz ediyorlar. Biri kendini disipline etmek için ( kilo kontrolü.) yirmi yıl boyunca hiç et yememiş… vb.)
S: Şimdi iki saniyeni ayırıp bunu düşün. Kendilerine çok zorluk çıkarmışlar, bir aktör olarak daha iyi oyun sergilemek ve kendilerini geliştirebilmek için.
Halâ yorgun hissediyor musun ?
JG: Hayır. Hissetmiyorum.
S: Gelecekte Jun Gi, daha fazla zorluklarla karşılaşacak, kendi kendine edindiği endişeleri artacak mı ?
20 yılda zor bir hayattan komple bir aktöre dönüştün ! 30 yıllık sürede daha da baş döndürücü olacaksın. Çünkü sen aç gözlüsün Jun Gi !
Bundan sonra da bu aç gözlülüğünü korumalısın ve zorluklarla karşılaştığında bile mutlu yaşamaya devam etmelisin.
Son olarak Lee Jun Gi ‘ye iyi dileklerimizi gönderelim ! Vee…
( Ekranda Dünya haritası ve bazı ülkelerin bayrakları.) ( Türkiye ve Türk Bayrağı da var. )
S: Vaay ! Bunlar Lee Jun Gi ‘nin bayrağının Dünya ‘da dalgalandığı yerler. Kim Yu Na ‘nın ( Olimpiyat şampiyonu, buz patenci.) dünyaca tanınmasına benziyor.
Mükemmellik bayrağını sallamak gibi !
Ben inanıyorum ki Lee Jun Gi ‘nin bayrağını Dünya ‘nın her yerine dikeceğimiz zaman çok uzak değil.
Lee Jun Gi, karakter rollerini çok iyi canlandıran baş döndürücü aktör !
[ Yazı : Dünya çapında büyük bir izleyici kitlesini kontrol edebilmek, sonsuza kadar !]
S: Lee Jun Gi, haydi dans edelim. Akrabatik,akrobatik !

Source: korea-fans.com/forum/konu-lee-jun-ki-fan-club-2
By: jungi
Çeviri: yuumei

Kategoriler

En çok konuşulan